Proje yönetiminin tarihçesi

Proje Yönetimi medeniyetlerin ilk tarihi kadar eskidir. Dolayısıyla bu anlayışın metodolojisinin oluşması ve kurallarının belirlenmesi tabi ki daha yakın dönemlerde olmuştur. Özellikle 18. ve 19. yy kadar olan dönemde en önemli proje yönetimi örnekleri inşaat ve mimari alanda gösterilebilir.

Buna da en güzel ve en eski proje yönetimi örneği olarak Mısır Piramitlerinin yapılışını gösterebiliriz. Bunun dışında medeniyetin belirli dönemlerinde yapılmış olan Çin Seddi, Machu Picchu Şehri (Peru) ve Petra Şehrini (Ürdün) de örnek verebiliriz.
1790’larda Amerika’da başlayan sanayi devrimi ürünlerin özelliklerinde çeşitlilik, müşterilerin beklentilerinde ve iş yapma yöntemlerinde değişiklikler oluşturdu. Ulaşımın hızlanması, pazarın yeniden şekillendirilmesi anlamına geldi. Bütün bu değişiklikler insanların iş, ev ve sosyal hayat anlayışları yeniden yapılanmasına sebep olmuştur. Teknolojide, iletişimde, kanunlarda, müşteri davranışlarında, alışveriş yöntemlerinde önüne geçilemeyen değişimle, kurumlar için de yeni fırsatlar ortaya çıkardığı gibi tehditleri de beraberinde getirmiştir

http://en.wikipedia.org

İlk proje yönetim danışmanı olarak Frederick Taylor 20. yy başlarında bilimsel yaklaşımlar getirdi. Taylor çalışmalarında daha çok verimliliğin arttırılması üzerinde yoğunlaştı. Taylor iş süreçlerinin bileşenlerini tek tek analiz ederek, iş planlamasını daha verimli hale getirdi. Mezarına bu çalışmalarından ötürü “Bilimsel Yönetimin Babası” yazılmıştır.
Henry Gantt (1861 – 1919) ise Taylor’ın yaklaşımını benimsemiş olup modern proje yönetimini geliştirmiş olan kişidir. Soy adından da anlaşıldığı üzere ünlü GANTT Şemasını 1917 yılında geliştirmiştir. Çalışmaları arasında, planlama kontrol teknikleri araçları olan Gantt Diyagramı, Görev Çubuğu ve Kilometre Taşı kavramları yer almaktadır. Ayrıca PERT (Program Evaluation and Review Techniques) ve CPM (Critical Path Method) teknik ve metodları da Gantt’ın geliştirdiği metodlardı.
Gantt’ın çalışmaları daha çok 1. Dünya Savaşı sırasında yürütülen donanma gemisi inşaatları üzerineydi. Gannt şemaları bir süreçteki tüm işlerin sıralama ve sürelerini görselleştiriyordu.

İlk Gantt Chart

http://civilengineerlink.com

Amerika’da 1950’lerden önce projeler genellikle Gantt şemaları kullanılarak, standart bir metodoloji kullanılmadan yürütülüyordu. 1950’li yıllar ise modern proje yönetim çağının başlangıç noktası oldu.
Modern proje yönetimi teknikleri ise 19. Yüzyılın sonlarında karmaşıklaşan iş yaşamı ile gelişen yönetim ilkelerinin değişmesi ile elde edilmiştir. Özellikle bu dönemlerde gerçekleştirilen büyük ölçekli devlet projeleri de proje yönetimi tekniklerinin gelişmesinde rol oynamıştır.
Bu kapsamda baktığımızda ise ‘proje yönetimi’ ileride yapılacak bir işin yönünün ve hedeflerinin belirlenmesi, izlenmesi ve kontrolünü içerir. Akademik olarak anlamı ise; ‘sadece bir kez yapılan, belirli bir başlangıç ve bitiş tarihleri olan, hedefi ve amaç gözeten, kendine özgü işleri yer alan ve tüm bu işlerin planlanması, yürütülmesi, izlenmesi ve kontrolü ile kapatılmasını barındıran süreçler bütünüdür.

Türkiye’de inşaat proje yönetiminin tarihi

1980 öncesinde kullanılan metodoloji, proje özelinde detaylı düzeyde bir planlama ve yönetim sistemi içermiyordu. Kaynak Planlaması ve CPM (Kritik Yörünge Metodu) gibi uygulamalar, o zamanki mevcut teknolojiler ve özellikle insan gücü olarak ağırlıklı olarak kullanılmaya çalışılıyordu.
1980 yıllarından sonra, özel sektöründe yatırımlara başlamasıyla, proje yönetiminin önemi ve ihtiyaç zorunluluğu arttı. Özellikle Tasarım/Mühendislik ağırlıklı olarak çalışan müşavirlik/kontrollük dediğimiz grupların ortaya çıkması ile birlikte Türkiye’de proje yönetimi temelleri atıldı. 1980 yılında Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği (TMMMB), müşavirlik hizmetlerinin ilerlemesine ve gelişmesine sağlamak, uluslararası uygulamaları ülkemize taşımada öncülük etmek, bu konuda en yüksek uluslararası teknolojik ve örgütsel seviyeye erişmek amacıyla kuruldu.

Değer Mühendisliği Nedir ?

Mühendislik Ekonomisi kitabının yazarı Prof.Dr.Osman Okka. Değer mühendisliğini şu şekilde tanımlamıştır;

Değer Mühendisliği, firmanın ürettiği projelerin, hizmetlerin fonksiyonlarını analiz etmek suretiyle değerinin artırılmaya, maliyetlerin minimize edilmeye çalışıldığı sistematik bir yöntemdir. Projelerin maliyetini düşürerek değerini artırmak için firmaların kendisine ait değer mühendisliği birimini kurması ve uygulaması gerekir. Uygulamadığı müddetçe pazardaki rekabette rakipler karşısında zorlanır.

İmo İzmir; Genellikle istenilen şey minumum zaman  ve maliyette projenin en iyi kalitede üretilmesidir. Tasarım, tasarımın nasıl uygulandığı ve dış etkenler bir projenin başarılı olabilmesi için gerekli unsurlardır. Şüphesiz tasarımın önem derecesi diğer ikisinden daha yüksektir. Eğer tasarım kötü yapılmış ise o projeden kazanç elde edebilmek için yapılan çalışmalar sonuç vermeyecektir.Tasarım bizim kontrolümüz altındadır.

Değer mühendisliği bir ürünün maliyeti ve aynı ürünün fonksiyonu arasındaki ilişkiyi geliştirerek ödenen para için en iyi değeri sağlamayı amaçlar. Maliyet, değer ve kıymet  arasındaki ilişki;

Değer= Fonksiyon Maliyeti / Fonksiyonun Kıymeti

olarak ifade edilir. Burada kıymet o fonksiyon için ödenmesi gereken en düşük miktar olarak algılanmalıdır. Maliyetin kıymete olan oranının bire eşit olması o fonksiyon için değerin iyi olduğunu gösterir. Oranın yüksek olduğu yerlerde ise tasarruf sağlanması mümkün olacaktır.

Örneğin; X bir firma inşaat firması imal ettiği akıllı evlerin değer analizini yapmak istemektedir. Firma bu evlerin normal fonksiyonları için 400 ve akıllı sistemler için 600 değer puanı vermektedir. Firma kendi evlerinde oturan müşterilerinden 10

İnşaat Mühendisliği Müfredatı Sektör İçin Yeterli Mi?

Yazının içeriğini oluşturan inşaat mühendisliği müfredatı , sektörün yeni mezun kişilerden istediği,inşaat sektörü nasıl bir gelişme içerisinde ve bu gelişmeye karşılık teknik eleman problemi eksikliği varmıdır gibi düşündüren soruları sektörde bulunan öğrenciler, mühendisler ve işverenler açısından beyin fırtınası yapmak amacıyla sizinle paylaşmak istedim.

İnşaat sektörü deneyimli personel sorunu çekmektedir.En eğitimsiz çalışan grubunun bu sektörde olduğu tahmin edilmektedir.İnşaat işçilerinin deneyimsiz olmaları bir tarafa yeni mezun teknik elemanların da ortak sorunu yine deneyimsizliktir. Bunun en büyük nedeni  eğitim sisteminin; günümüz sektörün ihtiyaçlarından uzak olması ve pratik çalışmalara fazla imkan tanımamasıdır.İnşaat sektörüne eleman yetiştiren eğitim programlarındaki öğrencilerin yarı zamanlı olarak inşaat sektöründe çalışması İş Yeri Eğitimi programı adıyla Teknoloji Fakülteleri  İnşaat Mühendisliği bölümü tarafından öğrenci  ile sektörü mezun olmadan önce tanıştırmaktadır (4. sınıfın Güz veya Bahar Dönemi  iş hayatında bulunma imkanı).Bu şekilde yeni mezunlar daha deneyimli bir şekilde mezun oluyor ve deneyimli eleman sorununun çözülmesine katkı sağlamaktadır.

Paylaştığım link bahsedilen konuya uygun, müfredatında öğrenciyle sektörü yarı zamanlı  buluşturma imkanı sağlayan  iş yeri eğitimi uygulamasını bulunduran bir üniversite. İncelemenizi tavsiye ederim. https://teknoloji.isparta.edu.tr/tekinsaat

Biliyoruz ki TBDY 2018 yönetmeliği yayınlandı; Bir çok olumlu tarafı olduğu gibi kafa karışıklığı oluşturan ve üzerinde konuşulması gereken bir çok yanının bulunduğu bir yönetmelik olduğu düşünülmektedir.Yönetmeliğin yeniliğe uğramasının temel nedenin zamanla artan yüksek binalar ve yalıtımlı yapılar olması bir yenilenme gereği doğurmuştur.(İMO-10 Kasım 2018 Semineri) TBDY 2018 yönetmeliği incelendiği zaman içerisinde non-lineer analizlerin, zemin etkileşimi performans analizlerinin bulunduğu bir yönetmelikten yeni mezun olmuş bir öğrencinin bu konuları yorumlaması ve anlaması ne kadar gerçekçidir. Üniversitede inşaat mühendisliği eğitiminde yeterli derslerin olmaması(Yüksek yapı dersi ,yapı zemin etkileşimi dersi , taban izolasyonu seçimlilik dersi vb.) mühendislik müfredatının değiştirilmesi gerekildiği savunulmuştur.(İMO)

İnşaat sektöründe BIM uygulamalarının, proje yönetiminin, planlamanın önemi şuan önemli olduğu kadar ilerleyen yıllarda vazgeçilmez ve bir standarda bağlanacağı kaçınılmazdır.Sektör zamanla değişim göstermektedir ve istenilen teknik eleman yeterliliği eskiye göre daha donanımlı daha dijital-teknolojik bir eleman ihtiyacına yönelmektedir.Üniversitelerin müfredatı peki bu ihtiyaca karşı cevap verebilmektedir ? Yoksa her öğrenci kendi bacağından mı asılacaktır…